Takım tutmak ya da tutmamak…

Sabahtan beri dünkü maç, takım taraftarlığı ve Fenerbahçelilik üzerine yazmak istiyorum. Elim klavyeye kaç kez gitti geldi ama bir türlü yazamadım… Ne yazacağımı bilemedim, çünkü Bursasporun şampiyonluğu ve Fenerbahçenin basiretsizliği aklımda ve kalbimde bin çeşit karmaşık duygu ve düşünce uyandırdı. O yüzden nereden başlayacağımı bir türlü bilemedim…

Ben Fenerbahçeli bir ailede doğdum büyüdüm. Hem anne hem baba tarafındaki  dayı, amca, hala, teyze ve hatta anneanne, babaanne, dede de dahil olmak üzere herkes Fenerbahçeli. Ailede doğan çocukların da neredeyse yüzde 90’ı da Fenerbahçeli.  80li yılların ikinci, 90ların ilk yarısında  ailenin erkeklerinin bir araya gelerek bol bol bira fıstık tüketikleri  haftasonlarında babam ve dayımın yanında ben de onlarla birlikte heyecanlandım, bazen sevindim gol diye bağırdım bazen de üzüntüden başımı ellerimin arasına alıp saçlarımı çekiştirdim. 

O zamanlar Fenerbahçenin ilk 11’ini ezbere sayar, korner, faul, taç atışı nedir bilir ve sınıftaki oğlanlara babam ve dayımdan öğrendiğim maç yorumları üzerinden laf yetiştirirdim. Gazeteyi mutlaka spor sayfasından okumaya başlar, maçlarda kendimce totem yapardım.

Aradan yıllar geçti… Ben gazetelerin spor sayfalarına hiç bakmaz oldum, derbi maçtan derbi maça Fenerbahçeyi bir de Milli Takımı takip eder oldum. Bilgisizliğim o derece oldu ki, takımın teknik direktörü kim, kalecisi kim onları bile unuttum. Ama bundan 5 sene önce Fenerbahçenin ligin son maçında şampiyonluğu Galatasaraya hediye etmesine de feci bozuldum. Ama takım taraftarlığının grup psikolojisini hep sevdim. Gittikçe daha izole hale gelen hayatımda kendimi  Türkiye’deki çoğunluktan yana hissettiren az sayıda şeyden biri olduğıu için sevdim. Onca insanı bir şampiyonluk haberiyle birleştiren, bir an olsun herşeyi unutturup, müthiş bir sinerji yarattığı için sevdim.

Dünden beri içim buruk… Çünkü bu sene şampiyonluk konusunda kendi kendime bir totem yapmıştım ben… Fenerbahçe kupayı ve şampiyonluğu alacak demiştim ve tıpkı Audrey Tautou’nun “Un long dimanche de fiançailles” filmindeki gibi   bu ikisi gerçekleşirse de başka güzel bir şeyin olacağına dair kendimi inandırmıştım.

Biliyorum  bu feci salakça ama ne yapayım işte yaptım bir kere… O yüzden ah Fener, yapmayacaktın bunu bana be canım… Denizlispor faciasından sonra dargındım sana dışarıda kimseye fazla çaktırmasam da… Ama olmadı bu, yakışmadı sana…  Yoruldum senin yarattığın kalp çarpıntısından…Senin yüzünden şimdi iç güdülerim konusunda şüpheye düştüm, bugün gelen can sıkıcı haberlere de daha çok sıkıldım… Hayatımı kararttın be Fener…Sabahtan beri facebookta kendi takımının haline bakmadan Fenerle dalga geçen lüzumsuzlara zaten kıl oldum… Bu luzümsuzlar ne zaman akıllanacaklar da  Feneri sövmeyi bırakıp Bursasporu övecekler merakla bekliyorum….

Nasılsa onların yapacağı yok, çünkü onlar başarıya sevinmek yerine bizim başarısızlığımıza sevinmekten dolayı daha büyük zevk alıyorlar be Fener.

O yüzden Bursasporu gerçekten de  ezberi bozduğu ve İstanbul’u teslim aldığı için çok tebrik ediyorum ben… Fenerle dalga geçmekten sıkılınca belki siz de edersiniz sevgili galatasaraylı ve beşiktaşlı fanatikler….

Not. Bu bloğun yazarı bir süre takım tutmayacaktır, çünkü fanatizm meselesini bir parça sorgulamaya başlamıştır..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s