Rab Şeytan’a dedi ki..

Dün akşam Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sergilenen  “Rab Şeytan’a Dedi ki” adlı oyuna gittik. Dünya prömiyeri 15 Aralık 2009 tarihinde yapılan oyun 2010-2011 Tiyatro sezonunda da izleyicileriyle buluşmaya devam ediyor.  Nihat Asyalı’nın insanoğlunun baskılara direnişini ele aldığı “Direniş Üçlemesinin” ikinci kitabı olan “Rab Şeytan’a dedi ki” Yönetmen Bozkurt Kuruç’un elinde Eyüp Peygamber, Sisyphus ve Şeytan arasında geçen hem güldüren hem de düşündüren, hoş seyirlik, güzel bir oyun olmuş. Üçlemenin ilk kitabı olan “Ateşle Oynayan”  insanlığa ateşli hediye ettiği için Tanrılar tarafından cezalandırılan Prometeus’un hikayesini anlatırken,  dizinin son kitabı “Yunus Diye Göründüm”, Yunus Emre’nin kişiliğinde insanın, Anadolu insanının türlü kıyımlar, kırımlar ve yıkımlar karşısındaki direnişini konu alıyor.

Yeniden “Rab Şeytan’a dedi ki” oyununa dönecek olursak, oyunda Şeytan çok çekici, cazip ve eğlenceli bir rock star kılığında çıkıyor karşımıza. Adı tarih boyunca  değişen, kimi zaman  İblis kimi zaman Lucifer olarak karşımıza çıkan şeytan, bu defa sırtında gitarı ile Eyüp ve Sisyphus’un kafasını karıştırma sevdasında. Gerek mimikleri gerekse dansları ile Şeytan’ı canlandıran “Durukan Ordu” tüm salona hakim olduğunu hepimize gösterdi. Öyle ki en ön sırada oturan izleyicilerden birini dansa dahi kaldırdı. Bol bol alkışlandı ve müzikli ve danslı sahnelerde kendisine bir orkestra ve dansçılar eşlik etti. Şeytan sahnede gitar çalarken, Eyüp Peygamber ise saksafon çaldı.

Şeytan hiç bir günahı olmadığı halde Allahın gazabına uğrayıp, varını yoğunu kaybeden ve bu yüzden bilmeden işlediği günahlar için tövbe edip, sabreden Eyüp Peygamberi  Tanrıya başkaldırmak için kışkırtırken, Homeros’un insanların en kurnazı olarak nitelediği,  Tanrıları oyuna getirip, Zeus’u kızdıran Sisyphus’u ise Zeus’tan af dilemesi ve boyun eğmesi için kandırmaya uğraşıyor. Bu noktada Eyüp’ün karısını her iki adamı kandırmak için kullanıyor. Bu gayet düşündürücü bir detay.  Oyunu izlerken merak ve kadın üzerine geçen repliklerin her ne kadar bir parça doğru olduğunu kabul etsem içten içe sinir olmaya ve feminist damarlarımın kabarmasına engel olamıyorum. Öte yandan oyunun sonunda her iki adamın “dediğim dedik, çaldığım düdüktür”  misali ilk tutumlarında değişiklik yapmazken, kadının günün şartlarına göre değişebilmesi -bazılarına kaypakça gelebilecek olsa da- benim hoşuma gidiyor.

Şeytan kim olduğunu hemen açıklamıyor ancak oyunun ortalarına doğru Eyüp’ün ve Sisyphus’un çektiği acıların nedeninin kendisinin Tanrı ile girdiği iddia olduğunu hem seyirciye hem de azap çeken bu zavallı adamlara açıklıyor.

İlk anda durum şeytanın lehine gibi görünse de, sonuçta iddiayı kazanan doğal olarak Tanrı oluyor. Ancak Şeytan’ın söylediği bir cümle beni bir kez daha düşüncelere gark ediyor: “Siz insanoğullarına da hiç güven olmuyor.”  Gerçekten de şeytan kim acaba? Ya melekler? Cennet nerede? Sanırım ya içimizdeler ya da burnumuzun dibinde! Peki ya siz hangisini tercih ederdiniz? Eyüp mü Sisyphus mu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s