Browse by:

Pazartesinin Ardından…

Bu haftaya ters bir başlangıç yaptım. Sabah ofise girdiğim anda aksilikler de benim kapımı çalmaya başladı. Eksik basılmış dekontlar, yanlış gelen tabelalar, alınamayan onaylar… Üstüne üstlük üzerimde haftasonundan kalma bir ağırlık. Hani öyle ki sabahtan Hayal Kahvem’in yazdığı şu yazıyı okusam kesin bana çok iyi gelirmiş. Günün devamı allahtan öyle geçmedi. Hatta şu anda kendimi inanılmaz derecede iyi…

Breakfast on Pluto- Kara Mizah ve Duygusallık Bir Arada

Hafta sonunun ikinci filmi Neil Jordan imzalı 2005 yapımı Breakfast on Pluto idi. Filmi ilk kez Yekta Kopan’ın Fil Uçuşu isimli sayfasında görmüş ve bir kenara not etmiştim. Pazar günü evdeki filmlere bir göz gezdirince de haydi bakalım deneyelim diyerek oturdum seyretmeye. Bu defa İrlanda’dayız. İrlanda’da annesi tarafından daha çok küçük bir bebekken kilise kapısına…

Letters To Juliet

Bu haftasonu güzel geçti… Yorulduk ama değdi. Eğlenceye Cuma akşamından başladığımız için Pazar gününü de havanın soğumasını bahane ederek evde film keyfine ayırabildim. İlk filmimiz Letters to Juliet. Romantik komedi tarzındaki filmimiz 2010 yılı yapımı. IMDb puanı 6.3. Özellikle moralsiz olduğunuz, yüzünüze bir gülümseme yerleştirmekte zorlandığınız bir günde izlemekten keyif alacağınız bir film. Senaryosu gerçekçi olmamakla birlikte inanmak isteyeceğiniz yarı masal kıvamında yazılmış.…

Zülfü Livaneli-Serenad

Zülfü Livaneli’nin okuduğum ilk romanı Leyla’nın Evi olmuştu. Geçen Pazar günü D&R’da dolaşırken yeni romanı Serenad’ı görünce hiç beklemeden aldım. Pazar akşamı yatmadan önce de okumaya başladım. Akıcı bir dille yazılan romanı bu sabah itibarı ile bitirmiş bulunuyorum. Hikaye yaşı 90’a dayanmış Alman profösör Maximillian ile İstanbullu Maya’nın 3-4 günlük tanışıklığının hikayesi. İki yabancının bu kadar…

Bilkent Fish House-Ankara’da Bir Başka Balık Restoranı

Geçtiğimiz hafta sonlarından biriydi. Bir Pazar günü öğleden sonra… Adam’la oturmuş düşünüyoruz ne yapsak diye… Evde durmak istemiyoruz çünkü güneşin yüzünü gösterdiği nadir günlerden birindeyiz. Önceden bir planlama da yapmadık ki kalkıp yakın civardaki kasabalara, şehirlere gidelim, dağ deniz ya da antik şehir havası alalım. En kolayına kaçtık tabi. Daha önce gitmediğimiz bir restoran bulup…

Nil’in Kelebekleri

Evde okunmayı bekleyen onlarca kitap bekleye dursun ben yeni kitaplar alıp kütüphaneme dizmekten bir türlü vazgeçemiyorum. Bu hafta sonu iki yeni kitap daha alıp bundan sonra daha sık okuyacağıma dair kendime bir söz daha verdim. Okumasam da almayı seviyorum. Bakmayı, içini açıp koklamayı, kütüphanemde konulara ve yazarlara göre ayırarak dizmeyi seviyorum. Her yeni kitap için…

Cenevre Gezi Notları 6: İsviçre Peynirleri

Cenevre turunu hemen hemen bitirmiş ve son yazıda peynir ve fondüden bahsedeceğimi söylemiştim. Sınırlı bilgimle İsviçre mutfağının ya da İsviçre peynirlerinin ne derece bir değerlendirmesini yapabileceğim tartışılır.  Ancak geçtiğimiz son 15 yılda  peynir üzerine en azından tüketicilik, yiyicilik açısından  az çaba harcadığım da söylenemez 🙂 Hayatımın yurt dışında geçenkimi dönemlerinde tükettiğim peynir, ekmek ve şarap yüzünden 3 ayda 8…