Letters To Juliet

Bu haftasonu güzel geçti… Yorulduk ama değdi. Eğlenceye Cuma akşamından başladığımız için Pazar gününü de havanın soğumasını bahane ederek evde film keyfine ayırabildim. İlk filmimiz Letters to Juliet. Romantik komedi tarzındaki filmimiz 2010 yılı yapımı. IMDb puanı 6.3.

Özellikle moralsiz olduğunuz, yüzünüze bir gülümseme yerleştirmekte zorlandığınız bir günde izlemekten keyif alacağınız bir film. Senaryosu gerçekçi olmamakla birlikte inanmak isteyeceğiniz yarı masal kıvamında yazılmış. Arka plandaki İtalya, Verona, üzüm bağları ve kasaba görüntüleri de bizi bu masala inandırmak için elinden geleni yapıyor.

Henüz 15 yaşında iken bir tatil esnasında Verona’ya gelen İngiliz genç kız Claire orada tanıştığı İtalyan genci Lorenzo’ya aşık oluyor.  Claire ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü bu ilişki için Lorenzo ile kaçma planları yaparken son anda korkarak ülkesine geri dönüyor.  Ancak dönmeden önce Verona’daki Juliet duvarına bir mektup bırakarak kendisine yol göstermesini istiyor.

Aradan 50 yıl geçer ve mektubu New York’tan nişanlısı Victor ile birlikte tatil yapmaya gelen Sophie bulur. Sophie’nın bu mektuba yazdığı yanıt üzerine Claire bunun kaderin bir cilvesi olduğunu düşünerek torunu Charlie’yi de yanına alarak Verona’ya gelir. Daha sonrasında Claire, Charlie ve Sophie 50 yıl önce kaybettikleri Lorenzo’yu aramak üzere yola koyulurlar.

Verona’daki Juliet duvarı fikri benim çok hoşuma gitti. Aslında bir çeşit dilek ağacı. Ya da aslında Güzin abla köşesi. Yine de orada kendilerine Juliet’in sekreterleri diyen bit grup kadının her akşam mektupları toplayarak, her birine yanıt yazmaları şaşırtıcı oldu benim için.

Öte yandan, film kesinlikle vasat sayılabilecek bir romantik komedi. Ancak tüm romantik komedilerde olduğu gibi bitince kendinizi daha iyi hissediyorsunuz. Kader, tesadüfler, aşk, aşkın sözü bile içinizi ısıtan halleri bana iyi geldi. Daha iyi oyunculuk, daha güzel bir hikaye olamaz mıydı? Elbette ki olurdu lakin bu da idare eder.

Charlie’nin hallerinden dolayı filmi izlerken daha yakın zamanda Adam’la konuştuğumuz bir konu geldi aklıma. Hayatta kim ne isterse onu buluyor diye konuşmuştuk. Aşk isteyen aşk, para isteyen para, prestij isteyen prestij buluyor diye de ukalalık etmiştik. Epey zamandır enerjimi neye yoğunlaştırırsam onun gerçek olduğunu görmek beni bu şekilde düşünmeye de epeyce teşvik ediyor aslında. Seyahat edeyim, ofiste fazla oturmayayım dediğim anda değişik yerlerdeki iş toplantıları, kişisel seyahat planları ve olasılıkları artıveriyor bir anda. O yüzden yine diyorum neyi isteyeceğimize çok dikkat etmek gerek zira bir şekilde o enerjiyi yaratabilen bir beyin ve kalbe sahibiz.

Ben en çok aşk ve seyahat istiyorum hayatta. Aşk olmayınca geri kalanında bir anlamı olmuyor esasen. Ne seyahatin tadı tuzu oluyor, ne güzel sofraların, ne de güzel manzaraların… Aşk dediğim öyle bir şey ki, gözünün içine baktığında ne dediğini anlarsın,  başka bir yana baktığında bile sana uzanan elini görür, hemen kavrarsın,  o eli tuttuğunda dünyanın en güvenli, en sıcak yerinde olduğunu hissedersin, yıllar geçtikçe de bu hissin hiç eksilmediğini görüp için ılık ılık akarken, gelen tatlı uyuşukluk hissi ile hafiften sarhoş gibi olursun.  Abartmış olabilirim hafiften ama bugün de böyle hissettim ben. Herkese güzel bir hafta dileğiyle.

Bir de not: Çaylar gelmiş, sen kendininkinden önce onun çayına bir şeker at karıştır, sonra bak seyret yüzü nasıl aydınlanır.

3 comments

Add Yours
  1. hayal kahvem

    Selam, yazdıklarınıza katılıyorum, akabinde ve detayında yüreğinizde ne varsa olmasını temenni ediyorum. Durun, madem o güzelim çaylı önerinizle bitirmişsiniz yazınızı, bende Cemal Süreya’nın sevdiğim bir dizesiyle bitireyim yorumumu öyleyse:)

    “İki çay söylemiştik birisi açık… Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

    • Epicurious

      Sevgili Hayal Kahvem,
      Yazarken acaba benim aşktan gözüm döndü de abartıyor muyum diye düşünmüştüm açıkçası. O yüzden söylediklerime katılmanız beni ferahlattı 🙂 Cemal Süreyya için de çok teşekkürler zira bundan böyle sevgilim çayıma her şeker attığında bu dizeleri de hatırlayacağım 🙂

  2. kirphi

    ben de hsonu planin ortasindan bir yerlerden katildim sana…ankaranin sicaginda golgede guzel bir sofra ve bira esliginde…askla ilgili yazina sonuna kadar katiliyorum…katilmayan da yoktur saniyorum…sanirim ask sadece karsindakinin gozlerine bakinca onu anlamak degil…onun gozlerine bakmiyorken bile seni senden bile daha cok ve cabuk anlayip seni saskinliklara surukleyip icine sicacik bir guven duygusu akitmasidir ask..aliskanliklari paylasmanin rutinlikten ziyade heyecan ve adrenaline donustugu ve disardan kimsenin bakip da anlam veremedigi bi deliliktir ask..elini tutmadiginda bile tuttuguna inanmaktir ask 😉

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s