Browse by:

Son zamanlarda izlediklerim….

Bu aralar vaktimin çoğu internette bir şeyler arayarak, izlemediğim filmleri, dinlemediğim müzikleri bulup indirerek geçiyor. Sabah kalkıp biraz film sonra biraz kitap, sonra biraz internet, ardından bir film daha şeklini alan bu döngüden o kadar mutluyum ki kimse bana dokunmasa şöyle bir 2-3 ay kadar daha evde bu şekilde yaşamaya devam edebilirim. Öte yandan bu…

Cidade de Deus

Dün akşam twitterda önce Ata’nın şu twitini gördüm.  Bir şey itiraf edeceğim, Cidade de Deus’u (City of God) yeni izledim 🙂 — Ata İsmet Özçelik (@ataozcelik) February 1, 2012 Sonra epeydir duyduğum ama izlemediğim bu filmi ben de izlemeye karar verdim. 2 saat süren filmin ardından şimdiye kadar nasıl olup da izlememiş olduğuma şaşa kaldım! …

hayatın gerçekleri vs hayal etmenin gücü…

Bu ara ya dışarılarda Ankara sokaklarını, restoranlarını, barlarını şenlendiriyorum ya da evde gömülmüş film, dizi ne buldu isem izliyorum. İzlediğim filmlerin her birini tek tek yazmak istiyorum ama fırsat bulamamaktan şikayetçiyim. Hafta içi bedenim işe giderken ruhum Ankara semalarını dolanıp duruyor. Ruh dedim ya benimki sanki bir uçurtma olmuş ofiste oturan bedenimin sağ el bileğine…

Lezzet Sineması 6: Big Night ve İtalyan Mutfağı

Güzel Bir Yemek Yemek Tanrıya Yakın Olmaktır İtalyan mutfağını sevmeyen var mıdır? Kim hayır diyebilir şöyle domates soslu bir tabak dumanı üzerinde spagettiye? Bu yıl Haziran ayında Oxfam tarafından açıklanan bir araştırma sonuçlarına göre dünyanın en sevilen yemeği makarna seçilmiş. İkinci sırada pilav, üçüncü sırada ise pizza yer almış. Durum böyle iken tüm dünyanın en…

Bu aralar izlediklerim.. sinema ve tiyatro…

Epeydir izlediğim çok sayıda film, izlediğim tiyatro oyunları ve  keşfettiğim yeni müzik var.. Ancak artık vakit bulamamaktan mı yoksa konsantrasyon eksikliğinden mi nedendir bilmem bir türlü yazıp da sizinle paylaşamıyorum!  Yazamadıkça birikiyor bu da garip bir huzursuzluk yaratıyor bende…. O nedenle her biri belki de ayrı ayrı yazılmayı hak eden bu cicilerin hepsini birden, daha…

Ankara’dan Konser ve Festival Haberleri…

Sonbaharın ve pastırma sıcaklarının dün itibarı ile sona ermesinin ardından çok özlediğimiz Ankara ayazına kavuştuk! Bu ayaz öyle bir ayaz ki iliğimize işleyip, yüzümüzü kesip, kıpkırmızı eden cinsten!  Böyle havalar özellikle de erken batan güneş ile birleşince bir çoğumuz için kabusa dönüşür. Genelde çoğunluğa katılmakla birlikte kış mevsiminin de kendine göre üstünlükleri olduğunu düşünüp, severim…

Coco Chanel

10 gün kadar önce  izlediğim Woody Allen’ın son filmi Pariste Bir Gece Yarısı’nın ardından 1920’lerde geçmiş olabilecek dönem filmlerini araştırıyordum ki gözüm Coco Chanel’e takıldı. Önce bir parça tereddüt ettim. Çünkü hiç bir zaman modaya çok meraklı olmadım. Her sezonun modasına göre gardırop değiştirmektense her zaman daha klasik bir çizgide kaldım, kendime yakıştırdığım şeyleri tekrar tekrar aldım.…

Breakfast on Pluto- Kara Mizah ve Duygusallık Bir Arada

Hafta sonunun ikinci filmi Neil Jordan imzalı 2005 yapımı Breakfast on Pluto idi. Filmi ilk kez Yekta Kopan’ın Fil Uçuşu isimli sayfasında görmüş ve bir kenara not etmiştim. Pazar günü evdeki filmlere bir göz gezdirince de haydi bakalım deneyelim diyerek oturdum seyretmeye. Bu defa İrlanda’dayız. İrlanda’da annesi tarafından daha çok küçük bir bebekken kilise kapısına…

Letters To Juliet

Bu haftasonu güzel geçti… Yorulduk ama değdi. Eğlenceye Cuma akşamından başladığımız için Pazar gününü de havanın soğumasını bahane ederek evde film keyfine ayırabildim. İlk filmimiz Letters to Juliet. Romantik komedi tarzındaki filmimiz 2010 yılı yapımı. IMDb puanı 6.3. Özellikle moralsiz olduğunuz, yüzünüze bir gülümseme yerleştirmekte zorlandığınız bir günde izlemekten keyif alacağınız bir film. Senaryosu gerçekçi olmamakla birlikte inanmak isteyeceğiniz yarı masal kıvamında yazılmış.…

Lezzet Sineması 5 :Estômago ve Brezilya Mutfağı

Bu aralar çok fazla kitap, müzik ve film yazamadım. Gariptir ki yemek yazıları yazmaktan çok mutlu olmama karşılık, arada sanat, edebiyat, sinema ile ilgili yazmazsam benim bünyeyi bir kaşıntı basıyor. Nedeni basit sanırım: bu blog benim hayatımın bir yansıması ise demek ki burada en sık ne hakkında yazıyorsam en sık onu yapıyorum… Bu durum patchwork…