Kolombiya’nın Kalbine Yolculuk: Medellin, Comuna 13’te Bir Dönüşüm Hikayesi ve Botero ile Tanışma

Yolcu olmak

2024 bize güzel yollar getirdi ve 2025’i karşılarken de yine yollardayız. 28 Aralık’ta Buenos Aires’e vardığımızda tam 23 gündür yolda idik. Şu anda Palermo Hollywood’daki geçici evimizde biraz duraklamanın, dinlenmenin ve ağır ağır acele etmeden bir şehri keşfetmenin tadını çıkarıyoruz.

2024 yılı başında yaptığımız 1.5 ay süren Güneydoğu Asya turu uzun süreli seyahatlere hazır olduğumuzu anlamamızı sağlayınca, daha döner dönmez  uzun bir Latin Amerika seyahatini nasıl yaparız, nasıl planlarız diye düşünür olduk. Kıta büyük, ülkelerdeki güvenlik konusu sıkıntılı, herkes İspanyolca bilmeden hayal ettiğimiz çapta bir seyahatin olmayacağını söylüyordu. O yüzden biz acaba yine bir turla başlangıç yapıp sonra kendimiz mi devam etsek diye düşüp geçen yıl olduğu gibi Dünya Değişmeden’in 2 hafta süren Kolombiya turuna kayıt yaptırdık. Bu rengarenk Güney Amerika ülkesinden büyük bir seyahate başlama fikri çok heyecanlandırıcıydı.

Rota, ülkeler, zamanlama gibi konulara çalışırken, Latin Amerikan edebiyatına da yeniden giriş yaparak, yola çıkana kadar olabildiğince çok Güney Amerikalı yazarı okumayı hedefledik. Ben Yüzyıllık Yalnızlığı yeniden okumakla başladım. Bunu Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları isimli kült kitabını izledi. Ayrıca, İspanyolca bilmeden Güney Amerika’ya gidilmez diyenler çoğunlukta olduğu için, Duolingo ve Lingoda üzerinden İspanyolca çalışmaya koyuldum. Daha önce hiç olmadığı kadar detaylı ve planlı bir şekilde bu yolculuğa hazırlık yapmaya başladık. Öngördüğümüz rota dört mevsimi de bir arada yaşayacağımız bir rota idi. Nasıl bir bavul yapacağız sorusu belki de en önemli sorulardan biriydi. Daha önceki gezginlerden öğrenebilmek için YouTube’da ne kadar video varsa izlemeye, gideceğimiz ülkelerin coğrafyası, tarihi, kültürü, yemekleri ile ilgili detaylara hakim olmaya çalıştık.

Kolombiya turuna katılacağımız “Dünya Değişmeden” ekibi bize seyahatin geri kalanının planlanması konusunda da yardımcı olabileceklerini söyleyince büyük bir rahatlama oldu, heyecanımız katlandı ve keyfimiz daha da çok yerine geldi. Rota bizim hayallerimiz ve onların önerileriyle oluştu. Buna göre şu anki planımız Kolombiya, Brezilya, Arjantin, Şili ve Bolivya rotasını izleyerek, Sao Paulo’dan Türkiye’ye uçmak. Yolculuğun Arjantin kısmına geldik. Ama henüz Buenos Airesteyiz. Bu ülkede uzun bir yol yapacağız, ve yıllardır hayal ettiğimiz yerlere gideceğiz.

İkinci kez görüyoruz ki, 2 valize 1 hayatı sığdırabildiğiniz zaman her yer ev oluveriyor. Yabancı bir ülkede, yabancı bir evde, tam sizin alıştığınız konforu, koşullarınızı karşılamasa da, İlk kahveyi demleyip, iki yumurtayı tavaya kırdığınızda az biraz oralı oluveriyorsunuz. Biz şimdilik Buenos Aires’in tadını çıkarta duralım, arayı soğutmadan, önce Kolombiya’yı sonra da Brezilya’da yaptıklarımızı, gördüklerimizi, hissettiklerimizi kayda geçirelim dedik. İşte tam 2 hafta süren Kolombiya turumuzun ilk yazısıyla karşınızdayız. 

Kolombiya’ya Giriş – Medellin

Kolombiya bizim aklımızda üç şeyi ile yer etmiş bir ülke idi. Narcos dizisinin dünya çapında üne kavuşturduğu Escobar, büyülü gerçekçilik akımının babası büyük yazar Gabriel Garcia Marquez ve efsane ressam Fernando Botero. Pek çoklarınca hala tehlikeli sayılan bu Kolombiya’ya uçak biletimizi aldığımız gün bizim için heyecanlı bir gündü ve Kolombiya bizi hiç hayal kırıklığına uğratmadı.

Türk Hava Yollarının İstanbul’dan Bogota’ya direkt uçuşu var. yaklaşık 13 saat sürüyor. Uçağımız saat 09.10’da olduğu için sabah erken saatte havalimanına geldik. Check-in yapıp bagajlarımızı vermeye gittiğimizde bizi tıpkı Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere uçuşlarında da olduğu gibi İstanbul Havalimanı’na geldiğimizde THY bizi ekstra bir güvenlik taraması olan Gözen Güvenliğe yönlendirdiler. Gözen görevlisi pasaportlarımızda fazla damga olmadığını görüp, bir telefonla bir üst yöneticisini aradı. Pasaportlarımızda fazla giriş çıkış olmadığı, Amerikan ve benzeri vizeler bulunmadığı için otel rezervasyonumuz olup olmadığı soruldu, var deyip üzerinde turla gittiğimizi ekleyince başka bir şey sormadan geçmemize izin verdiler. Daha uçağa binmeden, insanın başına böyle bir şey gelmesi tabi ki epeyce asap bozucu ama eğer sizin pasaportunuz da az kullanılmış bir pasaportsa bilmeniz gereken önemli bir detay diye düşündük. Yani artık Amerika ve İngiltere çıkışları hariç, Güney Amerika’ya giden yolculara da ekstra sorular sorulabiliyor. Oradaki yetkilinin kararına  göre uçağa alınmama riskiniz ortaya çıkabiliyor. 

Bu yaşadığımız ufak heyecandan sonra herşey yolunda gitti ve aynı gün akşam üstü Bogota’ya indik ve pasaport kontrolünden de sıkıntısız bir şekilde geçtik. Bogota havalimanından bu defa iç hatlara geçiş yapıp, Medellin uçuşumuzu beklemeye başladık. Medellin sanırım hepimizin aklında Pablo Escobar ile yer etmiş bir şehir. Ne ile karşılaşacağımızı çok da bilmeden, uçağı beklerken havalimanındaki mağazaları geziyoruz ve sanırım Kolombiya’ya giriş niteliğindeki şu şapkalar çıkıyor karşımıza. “It’s Colombia not Columbia”.

Uçağımız saatinde kalkıyor, Medellin’e inişten sonra karanlık bir havada, nereden geçtiğimizi çok anlamadan ama çok uzun tünellerden geçtiğimizi idrak ettiğimiz bir yolun sonunda otele varıyoruz, hızlı bir yemek yedikten sonra odalarımıza çekiliyoruz çünkü yarın şehre hızlı bir başlangıç yapacağız.

Ertesi gün öğreniyoruz ki, havalimanından çıktıktan sonra şehir merkezine giden yolda geçtiğimiz tüneller 8 km uzunluğunda ve Latin Amerika’nın ikinci büyük tüneliymiş. Tünelden önce 3 saat süren yol, şimdi 30-40 dakikaya inmiş. Sonraki günlerde gündüz vakti tünelden geçince şehrin manzarasına çarpılıyoruz. Ağaçlı tepelerle çevrilmiş bir vadi ve çoğu alçak, bir kısmı yüksek katlı binalarla dolu bir şehir manzarası karşımızda. Medellin 1400 metre yükseklikte, merkezde 2.5 milyon insana ev sahipliği yapan ama metropolitan alanla birlikte 4 milyon nüfusu olan bir şehir.

Şehir o kadar derin bir vadiye ve sivri tepelerin arasına  kurulmuş ki normal bir otobüs sistemi ya da metro ile ulaşım sorununu çözmek mümkün olmamış.  O yüzden tepeleri aşmak icin devreye teleferikler girmiş. Teleferik istasyonlarının metro istasyonlarına  bağlantısı yapılmış. İlerleyen günlerde biz de bu teleferik ve metroyu test ediyoruz ve çok memnun kalıyoruz.

Medellin, Kolombiya’ya giriş ve gelir adaletsizliğini görmek, bu ülkede dönüşümün nasıl yaşandığını bilmek açısından önemli bir yer. Şehrin gecekondu mahallesi diyebileceğimiz Comunalar ve lüks apartmanların, restoranların bulunduğu  bölgeler birbirinden çok farklı. Bir tarafta sıvasız gecekondular diğer tarafta yüksek katlı, bakımlı rezidansları görüyorsunuz. Gelir adaletini sağlamak için hükümet 6 dereceli bir vergilendirme sistemi kurmuş. En alt gelir grubu 1, en üst gelir grubu 6 olarak derecelendirilmiş. 1 ve 2 numaralı gelir grupları, genel olarak “communa”larda (gecekondular) yaşayanlardan oluşuyormuş. Bu grupların elektrik ve su gibi kamu hizmetlerinden daha avantajlı şekilde yararalanabilmeleri için ayırıştırılmıs bir fiyat politikası uygulanıyormuş. Örnek vermek gerekirse, 1 numaralı gelir grubu 100 liralık bir fatura öderken, 6 numaralı gelir grubu 600 liralık bir ödeme yapıyor gibi düşünebiliriz. Bu derecelendirme için kişinin oturduğu ev, mahalle, evdeki eşyaları, geliri, mülkiyetindeki diğer mal varlıkları gibi kriterler göz önünde tutuluyormuş. Sistem iyi işliyor gibi görünse de mevcut durumda iyi evde oturan ancak, gelir durumu iyi olmayan insanlar vergilerin ağırlığından şikayet ediyorlarmış.

Comuna 13 ve bir dönüşüm hikayesi

Medellindeki ilk sabahımızda uyanıyoruz, kahvaltının ardından şehrin bundan 20 yıl evvel en korkutucu bölgelerinden biri olan Communa 13 isimli bir gecekondu mahallesini görmek üzere yola çıkıyoruz.

Comuna 13 geçmişte çok şiddetli sokak çatışmalarının  yaşandığı gecekondu mahallerinden biri. Neyle karşılaşacağımızı çok da bilmeden mahalle sokaklarında yürümeye başladığımızda, hemen yandan gelen müzik sesini duyuyoruz ve bir kadının kucağındaki bebeğiyle birlikte dans ettiğini görüyoruz. Bu görüntü bizi, ister istemez gülümsetiyor. Daha mahalleye girer girmez grafitiler ve balkonlardaki noel süslemeleri dikkatimizi çekiyor. Comuna 13’te bize buranın halkından bir yerel rehber eşlik edecek. Bizi karşılayan rehber genç bir arkadaş, Comuna 13’te doğmuş ve burada yaşıyor. 2000’lerin başından itibaren mahallelerini etkileyen değişimle birlikte açılan dans okullarının ilk öğrencilerinden. Şimdi kendisinden sonra gelen gençlerin yetişmelerine destek oluyor ve aynı zamanda burayı ziyaret edenlere rehberlik yapıyor.

Mahallede yürümeye başlıyoruz, evler sıvasız ama duvarlar sokak sanatı için tuval olmuş durumda. resimlerle dolu.

Latin Amerika’da çete, gerilla çatışmaları, kıta genelinde oldukça yaygın bir şey. Kolombiya da bundan fazlasıyla etkilenen ülkelerden biri. Geçmişte sağ ve sol görüşlü çetelerin güç savaşıyla başlayan çatışmalar, işin içerisine uyuşturucu ticareti  girince, kartellerin doğuşuna ve  Medellin genelinde ama özellikle de bu mahallelerde şiddetin önlenemez yükselişine sebep olmuş. Çocuklar, gençler bu çatışmalarda tetikçi olarak kullanılmış. Binlerce insanın hayatı bu çatışmalarda kararmış. Yoksulluk ve suç kol kola yürümüş.

2000’lerin başında ülkede şiddete son verebilmek için atılan adımlar, ordunun bu mahallelere müdahalesi, rehabilitasyon çalışmalarının başlaması ile yavaş yavaş bir şeyler düzelmeye başlıyor. Ancak dışlanma, burada yaşayan halkla toplumun diğer kesimleri arasındaki kopukluk devam ediyor. Bu noktada, Belediye tarafından geliştirilen sosyal destek mekanizmaları devreye giriyor ve geçmiste kriminal hayatlar süren bu insanlar, özellikle de gençler için okullar açılıyor, kütüphaneler kuruluyor,  STK programları oluşturuluyor. Aile içi şiddet mağdurları, kadınlar, çocuklar psikolojik destek programlarından faydalanıyorlar. Teleferik ve yürüyen merdiven sistemlerinin kurulmasıyla burada yaşayan halkın metro sistemine ve dolayısıyla şehir merkezine ulaşımı mümkün hale geliyor.

İzolasyon sürecinin sona ermesi Comuna 13’te yaşayan halkın dans, grafiti ve mural sanatları aracılığıyla kendini ifade etmeye başlamasını sağlıyor ve böylece yeniden markalaşma süreci başlıyor. 2004 yılında Comuna 13’te ilk dans okulu açılıyor. Mahalle grafiti ve murallerle süslenmeye başlıyor. Bir zamanlar Escobar’ın kontrolü altındaki bu mahalle 30 yıl icerisinde günde 5000 turistin ziyaret ettiği bir çekim noktasına dönüşüyor. İşte biz böyle bir Comuna 13’ü ziyaret ettik. Yerel halkın yaptığı resimleri ve el işlerini satın alabileceğiniz, yol boyu dans gösterilerine şahit olduğunuz, rengarenk bir Comuna 13. Tabi ki bu işin makyajlı tarafı. Comunalarda hala problemlerin tamamı çözülmüş değil ve daha gidecek çok yol var ama bu etkileyici bir dönüşüm hikayesinine şahit olmak da mutluluk verici.

Botero meydanı ve Antioquia Müzesi

Comuna 13’teki turumuzu tamamladıktan sonra rotamızı şehrin kalbi sayılabilecek olan Plaza Botero’ya çeviriyoruz. Şehrin, tepelik coğrafyası, toplu taşımayı çok daha hızlı bir ulaşım yolu haline getirdiği için önce teleferik sonra da bir metro yolculuğu ile Botero Meydanına ulaşıyoruz. Metro burada hayatı epeyce kolaylaştırmakla birlikte turistler açısından yan kesicilikle karşılaşma ihtimaliniz açısından da riskli bir yer. O yüzden ceplere, çantalara dikkat etmek, telefonunuzu güvenli bir yere almak önemli. Metrodan çıktıktan sonra Botero meydanına yürürken de büyük kalabalıkların arasından geçiyoruz. Kalabalığın içinde herkes var, bazı yerlerde burnunuza illegal kokular geliyor. Buradan birbirimizi kaybetmeden, sırt çantalarımız önümüzde geçiyoruz ve Botero Meydanı çıkıyor karşımıza. Hayatta şimdiye kadar gördüğümüz en güzel meydan bu olabilir diye düşünüyoruz. Aslında meydan demek bile doğru değil, burası bir açık hava müzesi. 2023 yılında hayata gözlerini yuman Botero’nun heykelleri meydana o kadar görkemli bir hava vermiş ki burada saatlerce kalmak, oturup izlemek, fotoğraf, video çekmek mümkün. Meydana bakan Antioquia Müzesinin bir uzantısı gibi olan bu meydan dahi Medellin’e gelmek için tek başına bir sebep.

Ömrünün büyük kısmını Kolombiya dışında geçirse de Botero ülkesine ve şehri Medellin’e olan sadakatini hiç kaybetmemiş. Kendisi de varlıklı bir aileden gelen bu müthiş ressam, tüm eserlerini Medellin’deki Antioquia ve Bogota’daki Botero Müzesine bağışlamış. Matador olarak başladığı kariyeri, Botero’nun matadorluk yaparken degil, matador resimleri yaparken daha mutlu olduğunu gören amcası sayesinde bambaşka bir yöne evriliyor ve resim eğitimi almaya başlıyor. 16 yaşında iken çizimleri Kolombiya’nın önemli bir gazetesi tarafından yayınlanıyor. Sonrasında resim eğitimini sürdürmek için Avrupa’ya gidiyor. Avrupa’da olduğu dönemde rönesans ressamlarını inceliyor, onların kopyalarını yapıyor.

Meydanda bir süre vakit geçirdikten sonra Antioquia Müzesini ziyaret ediyoruz. Müzeye girişler ücretsiz ve 3. katı Botero’nun resimlerine ayrılmış. Ancak içeride herhangi bir çekim yapmak yasak. Muazzam resimler, renk kombinasyonları karakterler.  Gözlerimizi alamadık. Aynı katı iki kez gezdik. Kendisi hiç  otoportresini yapmamış, ama iki resmine kendisini minicik yerleştirmiş. Şişman insanlar çizen bir ressam olarak bilinse de  o, resimlerinde hacimle oynadığını söylüyor. Bugünden bakıldığında, Botero, bize pompalanan estetik anlayışına eleştirel ve mizahi bir bakış açısını getirdiğini söylemek sanırım pek de yanlış olmaz.

Antioquia Müzesinde sergilenen eserlerden ikisi Fernando Botero’nun Pablo Escobar’ın trajik sonunu resmettiği eserler. Bu eserlerin ardında enteresan da bir hikaye var. Escobar hayattayken, Botero’dan kendisinin resmini yapmasını istiyor ve büyük miktarda para teklif ediyor. Ancak Botero, “Bana ne kadar para verirsen ver, ben senin resmini yapmam” diyerek bu isteği reddediyor.

Ne var ki Escobar’ın isteği ölümünden sonra gerçek oluyor ve Botero Escobar’ın Medellin çatılarında polisle çatışırken vurularak öldürüldüğü anı tasvir eden iki resim yapıyor.

Pablo Escobar Muerto, Botero – Museo de Antioquia

Botero, Kolombiya’daki şiddet, çeteler ve uyuşturucu savaşlarının topluma olan etkilerini sıkça eserlerinde ele almış. Özellikle 1990’larda, Kolombiya’nın bu zor dönemlerini anlatan birçok çalışması var. Botero’nun şiddete karşı tavrını anlamak açısından güzel de bir hikaye dinledik. Medellin’de 1995’te düzenlenen bir terör saldırısında, Botero’nun Pájaro/ Kuş Heykeli parçalanıyor. Saldırganlar tarafından heykelin içine yerleştirilen bomba 30 kişinin hayatını yitirmesine, 200 kişinin yaralanmasına sebep oluyor. Bu saldırıdan sonra Botero, parçalanmış heykelin meydandan kaldırılmamasını ve olduğu gibi bırakılmasını istiyor. Çünkü, parçalanan bu heykel çetelerin, şiddetin Kolombiya’ya ne yaptığının bir göstergesi ve bir “hafıza anıtı”. Mesajını perçinlemek için Botero “Yaralı kuş” heykelinin yanına yeni bir kuş heykeli yapıyor ve yan yana duran bu iki heykel Medellin’e dair en güçlü bir sembollerden biri haline geliyorlar. Biz Medellin’den ayrılırken bu kuş heykelinin minik bir replikasından aldık. İstanbul’a döndüğümüzde evimizin en sevdiğimiz köşelerinden birinde bize bu müthiş sanatçıyı ve güzel ülkesini hatırlatmaya devam edecek.

Yorum bırakın