Bir Masal Diyarı Ürdün: Fakhreldin Restaurant’da lezzetlere giriş, Ajlun kalesi ve Jerash’a kısa bir yolculuk

Ürdün’le benim ilk tanışmam 2003- 2004 civarı Londra’da okurken olmuştu. Petra’nın fotoğrafını görmüştüm bir kartpostalın üzerinde. Kırmızı renkleriyle öylesine büyülü görünüyordu ki gidilecek, görülecek yerler listeme hemencecik eklenmişti. Bu seyahati ilk kez gerçekleştirmeye çalıştığımızda yıl 2020 idi. Önce ben bir sakatlık geçirdim, sonra da salgından dolayı bütün dünya eve kapandı, o sene turizm sektörü belki de en berbat sezonunu geçirdi. 2023’e geldiğimizde tam seyahate çıkacağız, hayat bize başka şeyler verdi. 2024’te bir önceki yıl çıkan savaş uzadı, bölgeye gitmek tekinsiz bir hal almaya başladı. Ancak biz vazgeçmedik Ekim 2024’te Ürdün’e gitmeyi başardık. Geç buluştuk ama o kadar güzel kavuştuk ki anlatamam. On günde geniş geniş, tadını çıkararak da gezdiğimiz için de sanırım pek çok diğer seyahate göre daha fazla keyif aldık biz bu geziden. Şimdi yeni seyahatlerimiz yaklaşıyor, aslında bu hafta çok da koşturmacalı bir hafta ama Ürdün’ün hatıraları solmadan araya başka ülkeler girmeden yazmak istedim. Malum araya başka ülkeler girince o yazılar bir daha hiç yazılmayabiliyor.

Ürdün’ün nüfusu 2024 yılı sonu itibarı ile 11 milyon civarında. İsrail – Arap Savaşları yüzünden pek çok Filistinliye ev sahipliği yapıyor. Yüzölçümü Türkiye’nin bir bölgesi kadar var yok. Yönetim şekli parlamenter anayasal monarşi, bir başbakan var ancak ülkeyi kral yönetiyor. Gittiğiniz her yerde eski kral, şimdiki kral ve veliaht prensin resimlerini görüyorsunuz.

İstanbul’dan uçağa bindikten 2.5 saat sonra Amman’a iniyorsunuz. Bizim gibi Ekim ayında gitti iseniz şahane bir hava karşılıyor sizi, gündüz sıcak akşamları orta şeker bir montla gezecek kadar serin. Biz House Boutique Suites‘de kaldık. Merkezi ve geniş odaları ile fena olmayan bir oteldi ancak sıcak su tazyiki konusunda epeyce sıkıntı yaşadık, duş almak bir nebze eziyet haline geldi. Muhtemelen geçici ve bize denk gelen bir problem olabilir ama şüphe olmaması için başka seçenekleri de değerlendirebilirsiniz.

Amman ve genel olarak Ürdün son derece güvenli bir ülke. İsrail’in Gazze işgali ve devam eden çatışmalardan dolayı turist sayısı çok sert bir düşüş göstermekle birlikte biz kendimizi her daim güvende hissettik. Ürdün dinarı nerede ise 50 Türk Lirasına ve 1.4 Amerikan dolarına tekabül ediyor. O nedenle pek ucuz bir ülke değil bizim için. Biz para bozdurduk ancak pek çok yerde dolarla ödeme de alıyorlar. Kılık kıyafetinize kimse karışmıyor. Turiste gayet kibar davranıyorlar. Türk olduğunuzu duyunca seviniyorlar.

Biz uçaktan indikten sonra önce otele geçip yerleşip, ardından Amman’ın en ünlü restoranlarından biri olan Fakhreldin Restoran‘a gittik. Burası eski bir Ürdün evinde hizmet veren bir Lübnan restoranı. İlk sahibi eski Ürdün başbakanlarından biri imiş. Kral Hüseyin de dahil olmak üzere pek çok siyasetçiyi de ağırlamış, hatta bir dönem de İspanyol Büyükelçisinin ikametgahı olmuş. Bugün artık bir restoran olarak hizmet veriyor böylece biz de bu güzel evi ziyaret edip, kendimize bir ziyafet çekebiliyoruz.

Söz konusu olan Lübnan mutfağı olunca tahin tahmin edilebileceği üzere en baş köşede oturuyor. Tahinden yapılan her şey yani humus/ musabbaha / mütebbel sofraya ilk gelen tabaklar arasında. Aralarındaki fark belki çok değil ama her lokma insana muazzam keyif veriyor. Burada en şaşırtıcı bulduğumuz şey yaprak sarması oldu. Gerçekten inanılmaz iyi zeytinyağlı yaprak sarması yapıldığına hem burada hem de Amman’da daha sonra ziyaret ettiğimiz bir başka Lübnan lokantasında şahit olduk. Kebaplar güzel pişirilmiş, etler suyunu kaybetmemişti. Yemeklerden gerçekten çok memnun kaldık. Sonunda bize tatlı ikramı olarak bir koca tabak meyve getirdiler ki sanırım 2 kilo gelirdi.

Bu güzel sofraya mavi şişesine bayıldığımız bir şişe Ürdün arak’ı söyledik. Siz giderseniz Lübnan arak’ı tercih edebilirsiniz. Bilenler daha iyi diyorlar.

Burada bizim rakıdan farklı olarak arak ve su öncelikle bir başka sürahide 1 ölçü arak 2 ölçü su olmak üzere karıştırılıyor. Bardaklara pay ediliyor ve sonrasında üzerine buz koyuluyor. Yani bizdeki gibi tek içtim, duble içtim olayı yok burada ama şaşırtıcı şekilde de içtiğiniz içki muazzam keyif veriyor, hafif gelmiyor, ağır gelmiyor. Yemeğin önüne geçmiyor tam bir eşlikçi oluyor.

Otelimiz restorana yürüyerek 5-10 dakika mesafede olduğu için yürüyerek otele döndük ve uyuduk. Bizim için koşturmadan, rahat, sakin bir Ürdün girişi oldu.

Ajlun Kalesi

Ertesi sabah kahvaltıyı otelde yaptıktan sonra tarih boyunca stratejik konumu nedeniyle önemli olmuş Ajlun kalesine doğru yola çıktık. Amman ‘a 73 km uzaklıkta ve tepe bir noktada kurulduğu için tepeden baktığınızda Batı Şeria’yı görebiliyorsunuz. Bir zamanlar Ajlun isminde bir Hıristiyan keşişe ev sahipliği yapan izole bir manastırın bulunduğuna inanılan bu tepeye, 12. yüzyılda, Selahaddin Eyyubi döneminde Haçlı Seferleri’ne karşı savunma hattını güçlendirmek için bir kale inşa ediliyor. Bu kale, aynı zamanda Şam ile Akabe Körfezi arasındaki ticaret yollarını kontrol etmek için bir üs görevi görmüş. Posta güvencinleri ve işaret fişekleri kullanılarak Fırat – Kahire hattında haberleşme amacıyla hizmet etmiş. 13. yüzyılda Moğol istilalarına karşı direnmiş ve Memluklar tarafından onarılarak yeniden güçlendirilmiş. 17.-18. yüzyıllarda Osmanlı döneminde ise kale, bölgedeki iletişim ağının ve yönetimin bir parçası olarak kullanılmaya devam etmiş.

Bugün turistlerin uğrak noktalarından biri. Görmeseniz çok fazla şey kaçırmış olur musunuz? Hayır olmazsınız.

Jerash

Kısa Ajlun turumuzdan sonra sıra geldi bu seyahatin gizli yıldızlarından biri olan Jerash Antik Kentine. Kapıda önceden ayarlanan rehberimizle buluştuk. Ürdün’deki pek çok ören yerinde biletinizi aldıktan sonra ücret karşılığında kendinize yerel bir rehber tutup, onunla birlikte gezebiliyorsunuz. Çok faydalı bir uygulama, gerçekten gezdiğiniz yerleri bir bilenden dinlemek büyük fark yaratıyor.

Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Jerash’ı görmeden yapılacak bir Ürdün gezisi muhakkak ki eksik kalacak. Burası Doğu Akdeniz’in en iyi korunmuş ve önemli Roma kentlerinden biri. Amman’a 50 Km mesafede, iki tiyatrosu, iki hamamı, hipodromu, gösterişli çeşmeleri, oval plazası, Zeus ve Artemis tapınakları ile çok güzel bir antik şehir. Paleolitik çağa kadar giden tarihi ile Jerash Helen, Roma, Hristiyan ve Müslümanların yönetimine girmiş. İlk yerleşimler M.Ö. 1500’lere dayanıyor ancak ilk olarak M.Ö. 172’de Yunanlar buraya bir şehir kurmaya başlıyorlar. Bu Helen dönemi Roma’lıların M.S. 63’te şehri alması ile son buluyor.

Jerash döneminin önde gelen dekapolis şehirlerinden biriymiş. Dekapolis Yunanca kökenli bir kelime ve “10 şehir” anlamına geliyor. Bu terim, Büyük İskender döneminden bu yana günümüz Ürdün, Suriye ve İsrail topraklarında bulunan ve birbirlerine kültürel, ekonomik, politik bağlarla bağlı on şehirden oluşan bir bölgeyi tanımlamak için kullanılıyormuş.

Girişteki bu gösterişli kapının ismi Antalya Kale içinde de anısına bir kapı bulunan ünlü Roma imparatoru Hadriyan kapısı. Bu kapı İmparator’un şehri ziyaretinin onurlandırmak için yapılmış. Öte yandan, Romalılar şehri Yunanlardan devralırken herhangi bir direnişle karşılaşmamışlar, biraz da o yüzden şehir bugüne nerede ise sapasağlam kalmış diyebilir miyiz? Roma döneminde halkın çoğu Latince değil Yunanca konuşuyormuş, ayrıca Aramice de yoğunlukla konusulan diğer bir dilmiş.

Cardo yani şehrin kalbi anlamına gelen bir ana yol ve bu ana yol üzerinde önemli binaları, anıtları görerek ilerliyorsunuz. Şehrin sütunları hayranlık yaratıyor. Çok iyi korunmuşlar ve şehrin 1500 sene önceki halini gözünüzde canlandırmaniza çok yardımcı oluyorlar.

Henüz şehrin ancak %30’u kazılabilmiş. Restorasyon çalışmaları esnasında çimento kullandıkları için de UNESCO Dünya Mirası listesine girememiş. Ancak bu durum Jerash’ın Petra’dan sonra en önemli antik şehirlerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Aşağıdaki resimde Oval Forum’u görüyorsunuz yani o dönemin buluşma noktası. Burada görülen sütunlardan sadece 7 tanesi restore edilerek yenilenmiş, geri kalanların tamamı orijinal. Bu sebepten 1000 sütunlu şehir diyorlarmış Jerash’a.

Şehrin koruyucusu tanrıça Artemis için yapılan Tapınak en tepe noktada yer alıyor. Tapınağın hemen cadde tarafında yan çaprazında kocaman bir çeşme var.

Yukarıda tapınağın cadde yönündeki merdivenleri var. Aşağıdaki resimde de Tapınağın yukarıdan görüntüsü görünüyor.

Biz şehirde fotoğraf çekmelere doyamadık.

Ve gezerken gerçekten çok keyif aldık. Günü bitirmek için Amman’a dönerken, hem yürümekten yorgunduk hem de böyle bir başlangıcın ardından göreceğimiz diğer yerler için çok heyecanlıydık.

Yorum bırakın