Popayán’a Ulaşım: Sarsıntılı Bir Yolculuk
Cali’den sonraki durağımız Belalcazar’ın kurduğu bir diğer şehir olan Popayan. Yollar uzun, sallana sallana, hatta tabiri caizse zıplaya zıplaya gidiyoruz. Çoğunlukla internet çekmiyor. Önceden dizi, film, müzik indirmediyseniz biraz ızdırap haline geliyor. Ben yolda çoğunlukla gezip gördüklerimizi unutmadan not almaya çalışıyorum ama yol çok sarsıntılı olduğunda bir şeyler yazıp çizmek de çok zor hale geliyor. Ancak bu uzun yolların şöyle bir ödülü var. Yol bitip de hedefe ulaştığınızda öyle güzel, ilginç, çarpıcı, heyecan verici bir yere gelmiş oluyorsunuz ki çektiğiniz bütün eziyeti unutuyorsunuz. Ta ki bir sonraki otobüs yolculuğunuza kadar.
Sylvia: Guambiano Halkıyla Tanışma
Cali ile Popayan arasında, yolda uğrayacağımız çok sürprizli bir yer var. Burası Sylvia. Nüfusunun %80’i yerli Guambiano / Misak topluluklarından oluşan bir kasaba. Kıtanın gerçek sahiplerine denk gelmek heyecan verici çünkü bu topluluklar son derece içine kapanık bir hayat yaşadıkları için karşılaşabilmek oldukça zor. Guambianolar kendilerine Misak diyorlar. Geleneksel bir hayat sürüyorlar ve ana uğraş alanları tarım ve dokumacılık.
Silvia’ya genellikle Popayan’dan günübirlik turlarla geliniyor. Biz denk gelemedik ama Salı günleri Guambiano’ların burada ürettikleri meyve, sebze ve dokuma ürünlerini sattıkları bir pazar kuruluyormuş. O günlerde turistler fotoğraf çekmek için bölgeye akın ediyorlarmış. Rengarenk bir pazarda günlük hayatta yerel kıyafetleri ile gezen Guambinoların fotoğraflarını çekmek tabi epeyce çekici bir atraksiyon. Ancak bu kendi halinde halkın insanları izin almadan fotoğraflarının çekilmesinden de derece rahatsız olduklarını belli ediyorlar. Pek çoğu sorulunca izin de vermiyor. Biz kasabayı gezerken elimizdeki kameraları görünce bize uzaktan hafif asık suratlı ve ürkekçe baktıklarını görünce hem sormaya utandık hem de izinsiz fotoğraf çekmeye çekindik.


İlk iş öğle yemeğine oturuyoruz. Yemek yediğimiz yer aynı zamanda bir alabalık çiftliği. Genel olarak sattıkları menü alabalık, ufak bir salata, pilav ve muz kızartması. Pilavlar şehriyeli ve bizim pilavlara çok benziyor. Balık konusuna gelince, Kolombiya’da alabalık Medellin’den itibaren, yol boyunca karşımıza en sıklıkla çıkan menü oldu. Alabalıklar tavada kızarmış geliyor. Füme bir tadı var. Yanına da muhakkak kızarmış muz koyuyorlar.
Renklerin ve Geleneklerin Dili: Guambiano Halkının İnançları ve Kozmolojisi
Silvia merkezinden 10 dakika kadar mesafede biraz daha tepelere çıktığınızda Guambiano’lara has daha fazla ipucu toplayabileceğiniz özerk bir bölgeye geliyorsunuz. Şanslıyız çünkü yanımızda Guambiano halkından bir yerel rehber var. İsmi Katerina. İspanyolca konuşuyor ama aradaki diğer rehberler aracılığıyla Guambiano/Misak toplumu hakkında epeyce bilgi ediniyoruz.

Bu insanların hem Hıristiyan, hem de şamanik kökenlere sahip bir inançları var. Örneğin evlenirken ilk önce kilisede nikah kıyıp, daha sonra kendi yerel inanışlarına, adet ve geleneklerine göre bir de Guambiano nikahı yapıyorlar.
Dünyanın ve insanın yaradılışını açıkladıkları kendilerine has bir kozmoz anlayışları var. Kendilerine suyun çocukları diyorlar. Yaşadıkları bölgenin tepelerindeki göllerde doğanın ruhunu temsil eden biri dişi diğeri erkek iki ruhun yaşadığına, Guambiano’ların da bu iki gölün çocukları olduğunu ve bu ruhlar tarafından büyütüldüklerine inanıyorlar.
Misak kozmolojisinin temeli dualite ilkesine dayanıyor. Onlara göre zıt gibi görünen güneş ve ay, eril ve dişil, sıcak ve soğuk birbirini dengeleyen unsurlar. Doğanın tüm unsurları ve etrafımızdaki her şey bu dualite içerisinde dengeleniyor.

Kadınlar ve erkekler hemen hemen çok benzer kıyafetler giyiyorlar. Kadınlar siyah bir etek ve üzerinde çeşitli sembollerin olduğu bir kemer, çivit mavisi renkli bir şal, onun altında kırmız/pembe renklerinde bir başka şal, boyunlarında ise harmoniyi temsil eden beyaz bir boncuk kolye takıyorlar.

Kırmızı renk, sömürgeleştirme sırasında dökülen kanı ve Guambiano halkının topraklarını ve geleneklerini korumak için verdiği mücadeleyi temsil ediyormuş. Guambianolar suyun çocukları, o yüzden mavi suyu temsil ediyor. Siyah, “toprak ana”nın, “pachamama”nın ve Guambiano topraklarının sembolü. Beyaz renk, yaşadıkları toprakların huzurunu ve uyumunu sembolize ediyor.
İspanyolca konuşuyorlar ama aslında ana dilleri Moguez. Aile ve toplulukla iliskiler çok önemli yer tutuyor hayatlarında.

Kimilerinin başında Tampal Kuari dedikleri geleneksel hasır şapkayı, kiminlerinin başında ise yuvarlak hatlı siyah bir melon şapka görüyoruz. Aslında melon şapka 1960’larda Bolivya’dan gelen bir modaymış. Bolivya’ya da 19. Yüzyılda İngiltere’den gelmiş!
Katerine’in başındaki şapka (Tampal Kuari), birazdan ziyaret edeceğimiz Casa Payan’ın mimarisini andırıyor ve yaşam döngüsünü anlatıyor. Doğumdan başlayarak, toprakla ve toplumla ilişkimizi ve yukarı doğru yükselerek manevi dünyaya ulaşmamızı temsil ediyor.
Casa Payan: Guambiano Halkının Kutsal Buluşma Noktası
Guambianoların Casa Payan dedikleri, kendi toplantılarını yaptıkları, topluluğun bir araya geldiği bir alan olan evi ziyaret ettik. Buraya girmeden önce köyün büyükannelerinden biri bitkilerden yaptıkları bir karışımı da kullanarak bizi minik bir arınma ritüeli için yönlendirdi.

İçeride fotoğraf ve video çekmek yasak, Guambianoların inanışlarını ve ritüellerini anlatan resimler, yine onların inançlarına uygun şekilde yapılan bu 3 katlı binada sergileniyor.

Burada bir de kendi yetiştirdikleri bitkilerden elde ettikleri ekstraktları sattıkları bir eczane var. Hem modern hem de geleneksel tıp tekniklerini kullanıyorlarmış. Biraz alışveriş yaptık ve biz oradayken köyün şamanı da geldi. Konuşmak mümkün olmadı ama geleneksel kıyafetleri içerisinde onu da görmüş olduk.

Bu ufak bir alışverişten sonra köyden ayrılarak yolumuza devam ettik ve akşam saatlerinde Popayan’a vardık.
Popayan, Kolombiya’nın Beyaz Şehri
1537’de kurulan Popayan gerçekten çok zarif bir şehir ve Kolombiya’nın en iyi korunmuş kolonyal mimari örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Cauca departmanının başkenti burası ve Belalcazar ve beraberindeki diğer komutanların bu bölgeye saldırılarını başlatmadan evvel yüzbinden fazla yerlinin yaşadığı topraklar. Yerlilerin buradaki liderinin ismi Cacique Payan ve 1535’te Belalcazar’ın orduları tarafından öldürülmesine rağmen halkı savaşmaya devam ediyor ( Guambianoların Casa Payan adını verdikleri kutsal evlerinin adının nereden geldiği de burada ortaya çıkıyor.) İspanyollar bu bölgede gerçekten de büyük kıyım yapıyorlar. Yerli halk epeyce direniyor hatta 1540’ta Belalcazar yenilgiye de uğratılıyor. Savaşarak devam etmenin zorluğunu gören İspanyollar bir süre sonra savaş yerine misyoner faaliyetlerine ağırlık veriyorlar. Bir nevi uzlaşma sağlanıyor, ancak yerli halk geçmişini, kendi kültürünü ve geleneklerini bırakmıyor, hem Katolik geleneklerine adapte oluyor, hem de kendi tanrılarını kiliselerde “Hristiyan” isimleriyle yaşatmaya başlıyorlar.

Bu arka planı bilince Popayan’daki kilise sayısının ve şehirdeki dini referansların çokluğu daha da ilginç hale geliyor. Kolombiya görebildiğimiz kadarı ile epeyce dindar bir ülke ve kiliseler ayin zamanlarından her daim ağzına kadar dolu. Popayan da Katoliklik açısından önemli bir merkez, özellikle Semana Santa (Kutsal Hafta) geçit törenleri ile ünlüymüş. Bu dini kutlama, UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası olarak kabul edilmiş. Nasıl bir şey göstermek için buraya bir video bırakıyorum.
Şehrin tam merkezdeki Katedrali de normalde karşılaştığımızdan farklı olarak Meryem Anaya adanmış bir Katedral: Meryem Ana’nın Göğe Yükselişi Katedrali. İçerisi yine full dolu.

Popayán, Kolombiya’nın en eski üniversitelerinden biri olan Universidad del Cauca’ya ev sahipliği yapıyor. Biz Konservatuar binasına girip gezdik. Resim bölümü, müzik bölümü, her biri farklı avlulardan oluşan çok güzel bir binanın farklı bölümlerine yerleşmiş.


Popayan aynı zamanda kültürel açıdan önemli bir yerleşim, ayrıca son dönemde de gastronomi ile ön plana çıkmaya başlamış. 2005 yılında UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na “Gastronomi Şehri” olarak dahil edilmiş.
Kalacağımız otel eski bir manastır ve ortadaki kocaman avlusuyla gerçekten çok güzel.

Bir yandan her yer bembeyaz, çok güzel evler var…

Şahane bir kapı değil mi?

Gördüğümüz tek pembe bina bu olabilir…

Sokak sanatına da burada da görüntü kirliliği yaratmadan karşımıza çıkmaya devam ediyor… Güzelim beyaz binaları değil tuğla cepheli ya da eskiyen binaları kullanmışlar.



Son olarak burada söylemeden geçmememiz gereken şey sokakta satılan muz ve patates cipsi. Bunu tatmadan Popayandan ayrılmayın. Çok lezzetli taptaze önünüzde kızaran cipsler.

Tam da bu cipslerden yedikten sonra, Popayandan ayrılıp, San Augustin’e doğru yola çıktık. San Agustin’de görüşmek üzere.

Şahane? Tur ile mi gitmiştiniz?
Merhaba, evet turla gittik. Dünya Değişmeden isimli tur şirketinin bir programıydı. Web siteleri burada : https://dunyadegismeden.com/