Havalimanından şehre indikten sonra ilk durak noktamız Güvercin Kayalıkları oldu. Kayalıklar Beyrutluların Corniche dedikleri sahil yolundan izlenebiliyor ve Beyrut’un en büyük simgelerinden biri. Hemen hemen en bilindik karpostal fotoğrafı. Yaz mevsiminde botlarla kayalıkların içerisinden geçmek mümkünmüş. Bence en iyisi hemen yol kenarındaki kafeye oturup bu manzaraya karşı bir şeyler yudumlamak.


Buradan eski şehir merkezi olan Downtown’a giden yolda yüksek katlı lüks apartmanları görüyoruz. Çok pahalı olduğu belli olan bu binalar alabildiğine Akdenize bakıyorlar. Down town 15 sene süren iç savaşta en çok yıpranan bölüm olmuş. Holiday Inn gibi kimi binaları olduğu gibi kurşun delikleriyle bırakmışlar ancak onların dışında nerede ise bütün şehir merkezi jilet gibi onarılmış. Burada oturan yoksullar bölgeden uzaklaştırılmış ve bölge zenginlerin yaşam alanı haline gelmiş. Ben bu yenilenmiş eski şehiri çok beğendim. İnsanların yerinden edilmesi hiç bir koşulda hoş değil ama yine de merkezin şıkır şıkır hali, çiçekli balkon ve sokakları çok güzeldi.
Place Etoile yani yıldız meydanından başladık yürümeye. Burada kısa bir kahvaltı molası da verdi grup ancak garsonlar ne içecek ne de yiyecek siparişlerimizi epeyce geciktirince biz çareyi Starbucks’tan birer kahve almakta bulduk. Rehberler meydanda dolaşan özel güvenlik ekiplerinin fotoğraflarını çekmememiz için defalarca uyardılar. O yüzden gezinin geriye kalanında her fotoğraf çektiğimizde etrafı kolaçan etmeyi ihmal etmedik.

Beyrutlular bu meydan ve Solidere’nin geri kalanı sadece iş merkezleri, ofis ve rezidanslardan oluştuğu için ruhsuz buluyor ve bölgenin bir kültür merkezine dönüştürülmemesinden şikayetçilermiş, ki bence haklı bir şikayet. Bu saat kulesinin hemen karşısında Ortodoks Maronitlerin bir kilisesi var. Kilisenin içerisi şahane.


Meydanda Parlamento binasının hemen arkasında bir Roma hamamı var.
Şehrin en eski camilerinden biri olan Al Omeri Camisi… 12. Yüzyılda Haçlılar tarafından kilise olarak kurulmuş, Memlükler tarafından camiye çevrilmiş.
Bu da meşhur mavi kubbeli Muhammed Al Amin Camisi. 2005’te öldürülen Lübnan Başbakanı Hariri’nin mezarı da burada. Aşağıda da mozolesinin bulunduğu çadır var.
Solidere’de yürümeye devam ediyoruz. Çok güzel binalar, çiçekler, çiçek açmış ağaçların arasında…



Bu kısa turun ardından otele giriş yaptık. Valizleri bıraktık ve bu defa şehrin Hamra bölgesine doğru yürümeye başladık. 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından karşımıza Amerikan Universitesinin Kampüsü çıktı. Gerçekten nefis bir kampüs. Bahçesi nefis ağaçlarla dolu. Ziyaret edebilir miyiz dediğimizde nerelisiniz diye soruyorlar. Türkiye diyoruz. Geçin diyorlar.
Üniversitenin kampüsünden çıktığımızda karnımız zil çalıyordu. Sabahtan beri yola çıkarken yanımıza aldığımız annemin mevyeli kek ve kuru kayısılar dışında bir şey yememiştik. Ara sokaklarda düzgün bir felafelci ararken, gelmeden önce Cukurcumatimes’ta okuduğumuz Abou Al Tayeb karşımıza çıkıverdi. Hızımızı alamayıp felafeli büyük boy söyledik. Zorlansak da nerede ise hepsini bitirdik. Ancak dürümün içindeki yeşillik ve domatesleri o kadar fazla koymuşlardı ki bir kısmını çıkarmak zorunda kaldık.
Karnımız doyduktan sonra Corniche’e çıktık. Sahilde yürüdük, balık tutanları, koşanları, yürüyüş yapanları gözledik ve Starbucks’a kadar geldik. Bu arada karşıdan karşıya geçerken bir şey dikkatimizi çekti. İleride anlatacağım üzere Lübnan’da ne kadar kötü araba kullanıyorlarsa da trafik lambasının olmadığı yerlerde arabalar yayalara yol veriyor. Bu kibarlık bizi gerçekten de çok şaşırttı. Türkiye’de yolun aslen arabaların, bazen de yayaların olduğunu düşününce şaşırmamız garip değil sanırım.
Kahvelerimizi içerken yan masada oturan iki Beyrutluyla sohbet ettik. Bize Hamra’da Sheikha d,ye bir yeri bir de şehir dışında Babel diye bir restoranı önderdiler ancak her ikisine de gidemedik. Kahvenin ardından hem yorgunluk hem de uykusuzluğun çökmesi ile otele gidip dinlenmeye karar verdik. Akşama yemeğinde bizi heyecanlandıran bir restoranda randevumuz vardı ve yorgun gidip yemeği heba etmemeliydik. Otele döndük ve uyuduk. 2 sat sonra yemek için hazırdık. Bir sonraki yazıda Beyrut’un ünlü Ermeni Restoranı Mayrig’e gideceğiz.