New York Gezi Notları 4: Greenwich Village, Soho, Little Italy

New York’a ayırdığımız 6 günün aslında sadece bir önizleme olduğunu döndükten sonra daha iyi anladım. Öyle ki şehrin en bayıldığım yerlerine şöyle bir değip geçmek aslında yeniden gitme isteğimi de ciddi şekilde kamçılıyor.  Sevdiğim yerlere tekrar tekrar gitmeyi çok isterken, bir yandan da yeni yerler keşfetme isteği kafamı karıştırmaya devam ediyor.  Ancak öyle ki ben sanırım New York’ta şöyle bir 6 ay kadar yaşamayı gerçekten çok isterim. Bakalım hayat neler getirecek.

Yaptığımız kısacık turlarda şehrin sokaklarında öyle serbest bir yürüyüş yaptık ki aslında gördüklerimizin yanında göremediğimiz  bir sürü yer de kaldı. Gezerken o gün ziyaret etmek istediğimiz belli başlı noktaları belirleyip , Google Mapsle çizdiğimiz rotada yol üzerinde ne varsa yürüyerek gördüğümüz için ve aslında aşırı planlı da olmadığımız için, genellikle akşamları eve geldiğimizde o gün nereleri gördüğümüzün daha iyi bir çetelesini tutabildim.

İşte bu serbest New York yürüyüşleri esnasında Eataly’den çıkıp, Chelsea Market’ı gezdikten sonra  istikameti Soho’ya çevirdik. Arada Greenwich’den geçtik.

Greenwich VillageNew Yorkluların kısaca Village dedikleri Greenwich, 1800’lerde köymüş. New York’un sokakların Caddeleri 90 derece açıyla kesen diğer bölgelerine nazaran çapraşık sokakları ve rengarenk binaları var. Daha rezidans alanı gibi sanki ama bir yandan da her yer şık butikler dükkanlarla dolu. Bohem bir hayat varsa New York’da, merkezlerinden biri de bu bölge.

Yol üzerindeki  bir sokak beni kendine aşık etti. İsmi Bleecker Street. Şimdi burada isterseniz açın şuradan Simon and Garfunkel’in Bleecker Street şarkısını ve okumaya devam edin. O kadar sevimli bir sokak ki burası, insan yürüdükçe bitsin istemiyor gerçekten.

Sex and the City hayranları işte Carrie Bradshaw’un tek yatak odalı stüdyo evi de buralarda.  Yoğun ilgiden dolayı evin merdivenlerine bir zincir takılmış ve ziyaretçilerden sessiz olmaları, fotoğraf çektirmek için evin merdivenlerini çıkmamaları rica edilmiş.

Carrie Bradshaw Apartman dairesiMagnolia Bakery buradaki dükkanların en ünlülerinden ancak çok sayıda tasarımcı, butik de burada sıralanmış vaziyette. Yürürken kendinizi garip bir huzurla dolmuş gibi hissediyorsunuz gerçekten de. Ağaçlar, bol yeşillik, rengarenk binalar, daha az araç ve daha sakin bir hayat.

Bleecker Street New York

Magnolia Bakery New YorkLulu Guinness’ten harika bir çanta aldı Ozzy. Benim gibi alışveriş meraklısı olmayan birinin bile başını döndüren bir çanta!

Bleecker Street New York

IMG_1955Soho’ya doğru devam ettikçe karşımıza bu apartmanlar çıkmaya başlıyor. Yangın merdivenleri ve mazgallardan yükselen su buharı görüntüsü benim için New York klasikleri dendiğinde ilk aklıma gelecek şeyler. O yüzden bir sürü yangın merdiveninin fotoğrafını çekerken buldum kendimi.

NEW YORK

Soho'nun dökme demir binalarıAz daha ilerleyince SoHo’ya geliveriyoruz. SoHo ismi SOuth of HOuston Street’in kısaltması. Bu isim aynı zamanda Londra’daki SoHo’ya da referans oluyor. SoHo kısaltması başka New York lokasyonları için de referans oluyor ve bugüb Tribeca diye bildiğimiz bölge aslında “TRIangle BElow CAnal Street”, ya da NoHo “NOrth of HOuston Street”in kısaltması aslında.  Burada görülmesi gereken sokaklar Greene, Spring ve Broadway, vaktiniz darsa bile bu sokaklarda dolaşmadan geçmeyin SoHo’dan. SoHo’nun büyük bir bölümü Cast-Iron Historic District olarak da anılıyor. Dış cephesi demir dökme binalar zarefetlerini hala koruyorlar. Eskinin sanayi bölgesi olan SoHo artık bir alışveriş cenneti. Gelip görmeden önce SoHo benim kafamda ufak kafeteryaların, restoranların olduğu, kitapçılar, plakçılar ve vintage mağazaları ile antikacıların doldurduğu entel bir semt hissi veriyordu.  Belki ben yanlış yerlerini dolaştım ama bana kalırsa, alışveriş konsepti ve büyük markalar burayı zaptetmiş gibi. O yüzden çok bayılmadım ama sırf demir dökme binaların hatrına bile gezilir. Gerçekten güzeller.

Denildiğine göre   ilk etapta SoHo’ya yerleşen sanatçı camiası bu semtte kiralar artmaya başlayınca  sanatçılar Tribeca’ya doğru kaymış. Bu arada New York ünlülerinin haritasını görmek için buraya da bir göz atabilirsiniz.

Burada sokak aralarında biraz dolaştıktan sonra Lower East Side’a doğru ilerliyoruz ve kendimizi Little Italy’de buluyoruz. Lower East side İtalyan ve Çin mahalelerinin yer aldığı eskinin göçmen yerleşim yerleri. Tabi o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular akıp gitmiş, herşey biraz ufalmış, biraz turistik olmuş. İşte o yüzden gerçekten de ufacık bir semt Little İtaly. Dünyanın pek çok farklı şehrindeki İtalyan mahallelerinin tamamında aynı durum geçerli sanırım. Ben daha büyük bir İtalyan mahallesi bekliyordum ancak aşağı yukarı 1-2 sokaktan oluşan ve İtalyan restoranlarının yanyana dizildiği bir bölge çıktı karşımıza.  Sokakta yürürken bir yandan da bundan 2 yıl kadar önce izlediğim Big Night filmi geldi aklıma. İtalya’dan Amerika’ya gelen iki kardeş, açtıkları İtalyan Restoranı, hayatta kalma çabaları ve tabi çılgın yemekler. Köfteli Spagettinin Amerikan icadı bir yemek olup, has İtalyan mutfağı sevenlerin bu tip uyarlamalardan hiç hoşlanmadıklarını bu film sayesinde öğrenmiştim ben.

Little Italy New York

LITTLE ITALY NEW YORK

Little Italy- New York

Little Italy

Little Italy New Yorkİtalyan mahallesinde bir kahve içtikten sonra China Town’a doğru yürümeye başladık. O yorgunlukla China Town’dan çok fazla bir şey de anlamadık aslında. Colombus Park’ta oturduk biraz. Oradaki uzak doğulu ve sanırım Çinli teyze ve amcaların söyledikleri ilahileri dinledik. Bir nevi huzur evi gibi sadece yaşlıların nerede ise ağlayarak şarkılar söyledikleri bir ortam düşünün. Cidden değişikti. Bir süre sonra bütün amacımız akşam izleyeceğimiz müzikal saatine kadar ayaklarımızı uzatıp oturabileceğimiz bir şey bulmaktı. Bir taksiye atladıkve gerisin geri Mid Town’a döndük. Akşam Gershwin Theater’da Wicked’ı izleyecektik. Pret A Manger’de bir kahve ve hafif bir sandwich yedikten sonra Tiyatronun yolunu tuttuk.

Gershwin Theater New York WickedWicked Witch of the West romanından uyarlama olan bu müzikal Oz büyücüsünün bilinmeyen hikayesini anlatıyor. Büyükler için masal kıvamında bir müzikal. Dekorlar, kostümler ve sahne derinliğinin kullanımı mükemmeldi. Ama yine de benim izlediğim en iyi müzikal olmaktan uzaktaydı. Müzikallerle ilgili daha sonra fırsat olduğunda daha çok yazmak istiyorum. Umarım çok geciktirmem.

Gershwin Theater- New York WickedSon iki yazıda size New York’taki bir günümüzü anlatabildim. Ne kadar az zamanda ne kadar çok şey görmüşüz yazınca daha iyi anladım. Bir sonraki yazıda Lower Manhattan’da olacağız. Görüşmek üzere.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s